“Önümden bir giden, arkamdan da bir iten yoktu. Himmet kemerini belime bağlayarak tevekkül asasını elime aldım. Yalnız ilâ’yı kelimetullah niyetiyle Allah’ın ipine sarılıp bu mukaddes düşünce uğruna çoluk çocuğumu ve mini mini ciğerparelerim olan masumlarımı Allah’a emanet ederek yola çıktım.”
Abdürreşid, Medine’ye gitmek ister, fakat parası pulu yok. Nasıl gideceğini kara kara düşünür. Çaresizlik içinde kıvranırken bir gün aklına bir fikir gelir. “Bir zengin bulsam da İstanbul’a ulaşabilsem” diye. Eğitim arzusunu ve ekonomik sıkıntı içinde olduğunu zengin bir köylüye arz eder. O köylünün yardımıyla İstanbul’a gelir, fakat parası biter. Tam da hac mevsimidir. İstanbul’da bir hacı adayına ricada bulunmayı düşünür ve araştırır bir zengin hacı adayı bulur. Adeta yalvarır yakarır beni de götürün Hicaz’a diye. Zengin:
– Bir şartım var, ancak öyle seni götürebilirim, der. Abdürreşid sevinçten uçar. Yeter ki gidebilsin, ne isterse yapmaya hazırdır. Şartını sorar. Zengin:
– Seyahat süresince benim hizmetkârım olacaksın. Abdürreşid dünden razıdır. O zenginin hizmetkârlığını kabul eder ve deniz yoluyla Arabistan’a ulaşır. Medine’de beş yıl boyunca kıraat, fıkıh ve hadis ilimlerini öğrenerek icazet alır.[1]
Teşkilatçı ve gezgin bir bilge olan Abdürreşid İbrahim hem Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine hem de Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilk zamanlarına yetişen ve her iki devlete de bağlı olan bir vatanperverdi. Eğitimini tamamladıktan sonra İslam âleminin durumunu yerinde görür ve çözüm arar. O, bütün İslam beldelerini dolaşır. Gittiği yerlerdeki insanlarla temaslar kurar. Müslümanları birliğe çağırır. Bu sayede Hindistan, Afganistan, Japonya, Malezya gibi ülkelerde Balkan Savaşları sırasında Türkiye için yardım sandıkları kurulur.[2]
Abdürreşid, 23 Nisan 1857’de Sibirya bölgesinde, Tara ’da doğdu. Babası Özbekistan’dan Sibirya’ya göçmüş bir ailenin çocuğu Ömer Efendidir. Annesi ise Afîfe Hanım’dır. Abdürreşid İbrahim tahsil için genç yaşta ailesinden ayrılır. 14-15 yaşlarında okurken peş peşe anne ve babasını kaybeder. Kış şartları ve yoksulluktan anne-babasının cenazelerine bile gidemez. Ailesi fakir olduğu için eğitimini çalışarak sürdürmek zorunda kalır. Başladığı tahsil hayatını; önce çevre kazalarda, sonra o devrin tanınmış medreselerinin bulunduğu Kışkar’da, daha sonra da Medine’ye giderek orada tamamlar. Sonra memleketine gitmek üzere deniz yoluyla İstanbul’a (1884). Oradan da Odesa üzerinden memleketi Tara’ya varır. O yıl Tara’nın ileri gelenlerinden birinin kızı Ayân Hanımla evlenir. Abdürreşid İbrahim, Tara’da altı ay kadar kalır, kardeşini ve akrabalarından beş çocuğu alarak eğitim görmeleri için İstanbul üzerinden Medine’ye götürür. Dönüşte tekrar İstanbul’a uğrayarak Tara’ya döner (1885). Memleketindeki medreseleri ıslaha çalışırken bir yandan da yeni anlayışa göre (Usul-i Cedid) eğitim veren okul açarak eğitime başlar. Tara’da bir süre öğretmenlik yapar. 1890 yılında yine yanına on öğrenci alarak bu sefer İstanbul’a gelir. Bu çocukları Daru’ş-Şafaka ve Daru’t-Tedris okullarına yerleştirir. Bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra Tara’ya dönerek eğitim öğretime kaldığı yerden devam eder. Daha sonra İstanbul’a öğrenci getirmeye devam edecektir.[3]
Ruslar Müslüman Türkleri kiliselerde vaftiz ederek zorla Hıristiyanlaştırdığını gören Abdürreşid, Livâü’l-Hamd, adıyla yazdığı bir risaleyi İstanbul’da bastırır ve gizlice Rusya’ya götürerek dağıtır. Din değiştirme baskısı gören Müslümanları Türkiye’ye hicret etmeye çağırır, hatta teşvik eder. Ardından İstanbul’a dönerek Çolpan Yıldızı adında bir risale daha yazar. Abdürreşid, bu yolla Rus Çarlığı’nın Türkler’e yaptığı baskı ve zulmü protesto eder.
Abdürreşid, Rusya’daki Türkler arasında milli mücadele hareketini başlatanların başında gelir. Aynı zamanda o Rusya’daki Türkler arasında yenileşme hareketini de başlatır. 1897 Nisan’ında İstanbul’dan başlayarak üç yılda Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Batı Rusya üzerinden Doğu Türkistan’a, oradan da Sibirya üzerinden köyü Tara’ya döner (1900). Köyünde biraz kaldıktan sonra Japonya’ya gider. Abdürreşid Japonya’da bulunduğu sırada bir mektup yazarak Japonya’da İslamiyet’in yayılması için II. Abdülhamit’ten yardım talebinde bulunur. Sonra Japonya’dan Petersburg’a döner ve Mir’at adlı bir dergi çıkarmaya başlar. Türkiye Türkçesi ve Tatar Türkçesi ile neşredilen bu dergi, İslâm birliğini ve Rusya’da yaşayan Müslümanların haklarını savunur. Abdürreşid 1904’ün baharında İstanbul’a gelir. Ancak onu bir sürpriz beklemektedir. Daha önce Japonya’da ve İstanbul’da Rusların aleyhine yapmış olduğu faaliyetlerden rahatsız olan Rus hükumeti, Osmanlı hükûmetinden Abdürreşid’in tutuklanmasını istemiştir. Abdürreşid tutuklanır ve Rus görevlilerine teslim edilir. Odesa’ya götürülerek hapsedilir. Fakat Rusya’daki Müslümanların Rus hükumetine baskısı sonucu iki hafta sonra serbest bırakılır. Abdürreşid 1904’ün sonlarına doğru Petersburg’a yerleşerek burada bir matbaa kurar ve Ülfet adında bir dergi çıkarmaya başlar. Türkiye Türkçesi ile Petersburg’da yayımlanan bu dergi, Rusya’daki Müslümanlar arasında aşırı ilgi uyandırdığından Rus polisi tarafından sakıncalı görülür ve kapatılır.
Abdürreşid Rusya’daki Müslümanlara siyasî haklar tanınması ve Türker’in bir ittifak kurması için bir toplantı düzenlemek ister. Fakat Rus hükümeti izin vermez. Bunun üzerine toplantıyı Abdürreşid Oka Nehri üzerinde bir gemide yapar. Bu faaliyetlerden sonra Rus baskısı artmaya başlar ve birçok aydın hapsedilir ya da sürgüne gönderilir. Bu gelişmeler üzerine Rusya’dan ayrılmak zorunda kalan Abdürreşid 1907’nin sonlarında Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisu ve civarını içine alan bir yıllık geziden sonra tekrar Tara’ya giderek ailesini Kazan’a getirir. 1908 Eylül’ünde buradan Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Singapur, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da seyahatini tamamlar (1910). İstanbul’a geldikten sonra vatandaşlık için müracaat eder ve 1912’de Osmanlı vatandaşı olur. Bu süreçte Abdürreşid ile Mehmet Akif arasında derin bir dostluk oluşur. Seyahati sırasındaHindistan’ı baştan başa dolaşır. Bu seyahatle ilgili gördüklerini yaşadıklarını daha sonra Âlem-i İslâm adlı kitabında yayımlar.
Abdürreşid adeta kabuğuna sığmayan bir adamdır. 1911’de İtalyanların Trablusgarp’ı işgal etmesi üzerine 54 yaşında olmasına rağmen üç arkadaş (Abdürreşid, Osman Cudi ve Prof. Dr. Ayhan Songar’ın babası Nazmi Bey) Trablusgarp’a giderler. Zor şartlarda bir ayda cepheye ulaşırlar. Zaman zaman fiili çatışmalara girerler. Bölgede beş ay kadar kaldıktan sonra İstanbul’a dönerler. Rusların Kuzey Anadolu’yu işgal etmesi üzerine Abdürreşid bölgeye giderek cephe gerisinde askerlere moral vermeye çalışır (1914). Edirne’nin Bulgarların eline geçmesi üzerine çıkarmakta olduğu İslam Dünyası adlı dergide dünya Müslümanlarının birleşerek Osmanlı devletine yardım etmeleri çağrısında bulunur. Bu çağrı üzerine Tokyo’da çıkan bazı gazeteler Edirne’nin işgalini siyah çerçeveler içinde halka duyurur. Yine bu yıllarda İstanbul’da kurulan “Rusya Müslüman Türklerini Himaye Cemiyeti” üyesi olarak çalışır. Cemiyet üyeleriyle birlikte Budapeşte, Viyana, Zürih, Berlin ve Sofya’yı ziyaret ederek Rusya’da yaşayan Türk topluluklarının dertlerini ve uğradıkları baskıları anlatır. Bu sırada Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görevli olarak Almanya’ya gider. Bilhassa Rus safında savaşa girip Almanlara esir düşen Müslümanlarla konuşup onlardan halifelik saflarında savaşacak bir birlik kurar. Asya Taburu adıyla oluşturduğu bu birliği 1916 da İstanbul’a getirip Irak cephesinde İngilizlere karşı savaşa sokar. Bu arada Kazan’da bulunan ailesini Berlin’e götürür. 1918’de Teşkilat-ı Mahsusa tarafından İsviçre’de Rusya Müslümanlarıyla ilgili bir büro açmak üzere görevlendirilir. Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra İstanbul’a döner. Daha sonra ailesini Berlin’den İstanbul’a getirir. Moskova’da bulunan Türk liderlerle ve Bolşeviklerle iletişime geçerek Rusya Müslümanlarına bu zor günlerde yardımcı olmaya çalışır. Bolşeviklerin baskısı üzerine 1923’te Rusya’yı temelli terk etmek zorunda kalan Abdürreşid, ailesini İstanbul’dan alarak Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Böğrüdelik Köyüne yerleşir. Burada 1925-1933 yılları arasında bir nevi tecrit hayatı yaşar. Fakat aklı fikri hep Japonya’dadır. Çünkü Japonlar İslâm’ı kabul ederse, dünyada önemli bir açılım gerçekleşeceğine inanır. Üç çocuğu ve eşini Konya’da bırakarak 1933’te tekrar Japonya’ya gitmek üzere İstanbul’dan yola çıkar. Mısırdan Hicaz’a, oradan Çin’e oradan da Japonya’nın Kobe şehrine ulaşır. Oradan da Tokyo’ya varır (1933). Arsası çok önceden (1909) alınmış fakat bir türlü inşasına başlanamayan caminin temelini attırır ve dört yılda camiyi tamamlarlar. 1937’de caminin açılışı yapılır. Abdürreşid İbrahim bir yandan Tokyo’daki Müslüman Tatar çocuklarına din ve tarih dersleri verir. Bir taraftan da haftanın belli günlerinde konferanslar verir. Aynı zamanda Tokyo camisinde de imamlık yapar. Ancak Abdürreşid Japonya’da bu işlerle uğraşırken Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hükümet aleyhine çalışıyor gerekçesiyle 7/8/1935 tarihli Kararname ile vatandaşlıktan çıkarır.[4]

Abdürreşid sayesinde birçok Japon Müslüman olur. İslam Dini Japonya parlamentosunda resmen tanınır (1939). Ayrıca Japonya ders kitaplarındaki İslam’la ilgili yanlış bilgiler düzeltilir. Abdürreşid, 17 Ağustos 1944’te 87 yaşında Tokyo’da vefat eder.[5] Ölümü radyodan ilân edilir. Katılmak isteyenlerin gelmesi için cenaze üç gün bekletildikten sonra büyük bir törenle Tokyo’da defnedilir.
İslam beldelerini gezerken bir taraftan da birçok yazı kaleme alır. Bunların bir kısmı kitap ve risâle halinde yayımlanır bir kısmı da gazete ve dergilerde neşredilir. Abdürreşid; Türkçe, Arapça, Farsça, Rusça ve Japonca bilen, kırk yaşından sonra Fransızca ve Latince de öğrenen bir bilgeydi.[6] Eserlerinin bazıları şunlardır:
Tercüme-i Hâlim yâ ki Başıma Gelenler, Çocukluğunu, tahsilini ve Tara’ya dönüşüne kadar olan yirmi sekiz yıllık hayatını anlatır. Cihâd-ı İslâm I. Dünya Savaşı sırasında Almanlar’a esir düşen Müslüman askerlere yönelik Berlin’de çıkarılan Türkçe bir gazetedir. Vicdan Muhakemesi ve İnsaf Terazisi, Hıristiyan misyonerlerinden Dorunkin’in Tatarlar arasında Hıristiyanlığı yaymak maksadıyla yazdığı Açık Mektup adlı risâleye reddiye olarak Tatar Türkçesiyle kaleme alınmıştır. ed-Dînü’l-Fıtrî, İslâm dininin insanın yaratılışına en uygun din olduğunu anlatmak maksadıyla kaleme alınmıştır. Âlem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyyet, yaptığı seyahatin hâtıralarını bu eserde neşretmiştir.[7]
KAYNAKÇA
http://www.sosyalarastirmalar.com/cilt9/sayi45_pdf/5egitim/altunbay_muzeyyen.pdf (erişim, 27.10.2019).
İsmail Türkoğlu, Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdurreşid İbrahim, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1997.
Abdurreşid İbrahim, Alem-i İslam ve Japonya’da İslam’ın Yayılması, (haz. Ertuğrul Özalp), İşaret Yayınları, İstanbul, 2003.
Mustafa Uzun, “Abdurreşid İbrahim”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C 1, s. 295-297, İstanbul,1988.
Caner Arabacı, “Abdürreşid İbrahim’in Türkiye Vatandaşlığı Serüveni ve Konya Hayatı” (Hazırlayanlar, M. Ali Uz-Serdar Ceylan) www.merhabahaber.com (erişim, 24.11.2019).
[1] Abdurreşid İbrahim, Alem-i İslam ve Japonya’da İslam’ın Yayılması, (haz. Ertuğrul Özalp), s. 21.
[2] İsmail Türkoğlu, Sibiryalı Meşhur Seyyah Abdürreşid İbrahim, s. vııı
[3] Abdurreşid İbrahim, Alem-i İslam ve Japonya’da İslam’ın Yayılması, (haz. Ertuğrul Özalp), s. 23.
[4] Caner Arabacı, “Abdürreşid İbrahim’in Türkiye Vatandaşlığı Serüveni ve Konya Hayatı” s. 302.
[5] Abdurreşid İbrahim, Alem-i İslam ve Japonya’da İslam’ın Yayılması, (haz. Ertuğrul Özalp), s. 29-32; Mustafa Uzun, “Abdurreşid İbrahim”, age, s. 295-297.
[6] Abdurreşid İbrahim, Alem-i İslam ve Japonya’da İslam’ın Yayılması, (haz. Ertuğrul Özalp), s. 27.
[7] Mustafa Uzun, “Abdurreşid İbrahim”, age, s. 297.






























