Ana Sayfa DERİN BAKIŞ FELSEFE ve DÜŞÜNCE Bir Mücadele Adamı:  Musa Carullah

Bir Mücadele Adamı:  Musa Carullah

Rusya’da her türlü baskı ve şiddet artmıştı. Bütün kapılar yüzüne kapatılınca Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldı. 1930 yılı sonuna doğru gizlice Doğu Türkistan sınırındaki Simhane şehrine ulaştı. Orada bir tüccarın deve kervanına deveci olarak katıldı ve Kaşgar’a vardı. Ne de olsa burası bir Türk yurduydu. Buraya yerleşmeyi düşünüyordu, fakat Çinliler izin vermedi. Bunun üzerine Afganistan’a geçti. Bu arada kendisinin kaçmasına yardımcı olan kişilerin kimi tutuklanmış kimi öldürülmüş kimi de sürgüne gönderilmişti. Ailesi de Volga’ya sürgüne gönderilerek cezalandırılmıştı. Aile fertlerinden bazıları çok zor şartlar altında bir hayata mecbur bırakılmıştı, örneğin kızı üniversiteye alınmamış, damadı hapse atılmış ve orada ölmüştü. Bu adeta dönüşü olmayan bir kaçıştı. Afganistan’dan Hindistan’a geçti, sonra Japonya’ya. Bu çektiği sıkıntıları önemsemiyor ve her fırsatta ilmini artırma yollarını arıyordu. Her gittiği yerde bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. 1938 sonuna kadar Japonya’da kaldı. Japonya’da kaldığı süre içinde ulaşabildiği herkese İslam’ı anlattı. Sonra tekrar Çin’e, oradan da Hindistan’a geçti, fakat burada İngilizler tarafından tutuklandı ve 1,5 yıl hapiste yattı. 1946’nın mart ayında Delhi’ye gitti. Oradan Bombay’a geçti. Bu arada bu yorucu yolculuğa bünyesi dayanamadı ve hastalandı. 1947 yılında Kahire’ye gitti Kahire’ye vardığında oldukça yorgun ve bitkindi. Eşini ve çocuklarını bırakıp Rusya’dan çıkalı tam 19 yıl olmuştu. Rusya’ya dönse hayatta kalma şansı yoktu. Artık gurbet bir nevi meskeni olmuştu. Sağlığı biraz düzelince İstanbul’a gitti. Bir yıl kadar İstanbul’da Gureba Hastanesi’nde tedavi gördü. Bu arada Türk vatandaşlığına da kabul edildi. İstanbul’un havasının iyi gelmediği için 1947’nin aralık ayında tekrar Kahire’ye döndü. Kahire’den epeyce uzakta bir hastanede tedavi görmeye devam etti, ancak 25 ekim 1949’da eşi ve çocuklarından çok uzaklarda onların hasretiyle hayata gözlerini yumdu. Kahire’de Afifi mezarlığına gömüldü.[1] O, hayatta eşi ve altı çocuğunu davası uğruna ihmal etmeyi göze alan Musa Carullah’tı.

Musa Carullah’ın aile kökü, Nogay[2] Türklerine dayanır. Ailesi bozkırdan ayrılarak Rusya’nın güneyinde Penza ilinin Çımbar ilçesinde Rusların yoğun yaşadığı bir köye yerleşir. Musa Carullah’ın babası Molla Carullah, önce din ile ilgili bir görev yapmayı düşünmüştü, fakat sonra ticaret yapmaya karar verir. Bu maksatla ailesiyle Rostov şehrine göçer. İşte bu göç sırasında Musa 1875 yılında dünyaya gelir.[3] Yolda dünyaya gelen Musa’nın hayatı hep yollarda geçer.

Musa’nın çocukluğu oldukça canlı bir ticaret merkezi olan Rostov şehrinde geçer. Orenburg müftüsü Selim Giray hacca giderken Rostov’a uğradığında Molla Carullah’ın evine misafir olur ve o şehirdeki Müslümanların imamının olmadığını öğrenince Molla Carullah’ı oraya imam tayin eder. Fakat Molla Carullah henüz kırk beşine varmadan vefat eder. Artık bütün yük annesi Fatma Hanım’ın omuzlarına biner. Ulema bir aileden gelen Fatma Hanım, çocuklarının eğitimine çok önem verir. Çocuklarının ikisine de (Zahir ve Musa) daha küçük yaşta Rusça öğrenmelerini sağlar. Eğitimli ve dindar bir kadın olan Fatıma Hanım, çocuklarının hem dini hem de modern eğitim almaları için hiçbir fedakârlıktan geri durmaz.[4]

İlk mektebi bitirdikten sonra Musa Rus Gimnazyum’una başlar, fakat bu okulu tamamlamadan annesi Musa’yı Kazan’a gönderir. Çünkü Fatma Hanım Musa’nın önce sağlam bir din eğitimi almasını istemektedir. Musa’yı o dönemin en iyi medreselerinden olan Kazan’daki Göl Boyu medresesine verir. Birkaç yıl okuduktan sonra Musa Rostov’a dönerek yarım bıraktığı Gimnazyumu tamamlar. Yirmi yaşlarına gelen Musa dini ilimlerde derinleşmek arzusuyla 1895 yılında Buhara’ya gider, fakat umduğunu bulamaz. Buhara medreseleriyle Kazan medreselerinin arasında pek fark olmadığını görür. Yine de Buhara’nın meşhur hocalarından fıkıh, felsefe ve matematik dersleri alır. Buhara’da bir süre kaldıktan sonra Rostov’a döner. İlme karşı susuzluğunu bir türlü gideremeyen Musa, üniversiteye girmek için yetkili birimlere müracaatta bulunur, fakat Latince bilmediği gerekçesiyle üniversiteye kabul edilmez. Bunun üzerine önce İstanbul’a gider ve mühendis mektebine yazılır. Fakat İstanbul’da bulunan hemşerisi Musa Akyiğit Zâde’nin tavsiyesi üzerine mühendisliği bırakarak Mısır’a gider. Mısırdaki eğitimi de yetersiz bulan Musa bazı âlimlerden özel dersler alır. Üç yıl sonra ilim yolculuğuna devam eder. Önce Hicaz bölgesine giderek 1,5 yıl Mekke ve Medine’de kalır. Sonra, arayışına Hindistan’da devam eder. Bu ülkede altı ay kadar kalır ve bu süreç içinde oranın tanınmış âlimleriyle bilgi alışverişinde bulunur. Hindistan’dan Şam’a döner oradan da Beyrut’a geçer.[5] Gezdiği İslam ülkelerinin hepsinde karşılaştığı manzara maalesef aynıdır. Musa, İslam ilimlerinde derinleşmek için gittiği ülkelerde aradığı eğitim düzeyini bulamaz. Gittiği her yerde kütüphanelere uğruyor ve kütüphanelerin raflarında terk edilmiş eserler dikkatini çekiyordu. Bu arada kendisi gibi arayış içinde olan bazı âlimlerle karşılaştı ve onlarla fikir teatisinde bulundu.

Uzun süre İslam ülkelerinde dolaştıktan sonra 1904 yılında tekrar Rostov’a döndü. Döndükten sonra ilk işi kütüphanelerde terkedilmiş önemli eserleri gün yüzüne çıkarmaya çalışmak oldu. Fakat onu bir sürpriz bekliyordu. Japon Rus savaşında Ruslar yenilmiş ve Rusya karışmıştı. Bu gelişmeler üzerine Rus Çarı bir ferman yayımlayarak bütün halklara özgürlük verildiğini ilan etmişti. Bu fırsatı değerlendiren Müslümanlar da hemen harekete geçmişler. Musa Rusya’ya döndüğünde kendini böyle hareketli bir ortam içinde buldu.

Musa otuz yaşlarındadır, 1905’te Çistay’da imam ve müderris olan Şeyh Zakir Efendinin kızı Esma Aliye Hanımla evlendi. Musa evlendikten sonra eşini annesinin yanına bıraktı ve kendisi Petersburg’a giderek Abdürreşit İbrahim’in başlattığı siyasi faaliyetlere katıldı. Eşi Esma, üç yıl kadar kayın validesiyle beraber yaşadı, kayın validesi vefat edince, Çistay’daki akrabalarının yanına taşındı. Ancak 1917 devriminden sonra eşini yanına alabildi. Musa ve Esma çiftinin sekiz çocukları oldu.[6] Musa artık siyasetin içinde aktif biriydi. Özgürlük vadeden sosyalistlere yakın durarak önemli işler yaptılar, fakat sonra durum değişti Müslümanların mektep ve medreseleri takibe alındı. Sakıncalı gördükleri kimselerin kimi hapsedildi kimi sürgüne gönderildi. Musa, 1920’de Buhara’ya gittiğinde Rusların yaptığı kültürel yıkıma yakinen şahit oldu.[7] 1921’de Sovyetler aleyhine çalıştığı iddiasıyla Taşkent’te tutuklandı ve on bir ay hapis yattıktan sonra bırakıldı. Ancak “İslâm Milletlerine” adlı eserinin Berlin’de yayımlanması üzerine üç ay süreyle tekrar tutuklandı ve ardından üç yıl Moskova’ya sürgüne gönderildi.[8] Artık Musa Carullah 1930’ lu yıllara geldiğinde Rusya’yı terk etmek zorunda kalır ve on dokuz yıl sürecek yolculuğu başlar.

Musa Carullah, İslâm dünyasını dolaşarak içinde bulunduğu problemleri yerinde gören ve onlarla yakından ilgilenen, İslâmî yenileşme hareketlerinden haberdar olan, Kur’an, fıkıh, hadis ilimlerine vâkıf çok yönlü bir âlim ve düşünürdü.[9]  O yenileşmenin gereğini, içtihadın lüzumunu ve taklide karşı olduğunu belirtirken İslâmiyet’in reforma ihtiyacı olmadığını söylüyordu. Medreselerde okutulan derslerin gerçekte dinî ilimlerden uzak olduğu, kelâm ve mantık gibi konuların öne çıkartılıp Kur’an’ın sosyal yönünün ihmal edildiği eleştirisini yapıyordu. Sosyal hayattan ve modern ilimlerden kopuk bir eğitimin yanlışlığına işaret eden Cârullah, medreselerin ıslahını kabul etmeyenler (Kadîmciler) ve sadece modern ilimlerin okutulmasını isteyenlere (Cedîdciler) karşı çıkıyordu. Mûsâ Cârullah, İslâm dünyasındaki gerilemenin temelinde içtihat serbestliğinin ortadan kalkıp fikrî tembellik ve taklidin yaygınlaşmasının yattığını söylüyordu.[10]  İslâmiyet’in akla büyük önem verdiğini, farklı mezheplerin bu sebeple ortaya çıktığını vurgulayıp mezhep taassubunu anlamsız buluyordu. Kadınların sosyal hayatın dışına itilmesini ve eğitimden mahrum bırakılmasını şiddetle eleştiren Cârullah, kadının İslâm’ın ilk dönemindeki saygınlığını tekrar kazanabilmesi için eğitime önem verilmesi ve hukukî güvencelerin sağlanması gerektiğini savunuyordu. O, İslam dünyasının yeniden kalkınmasının Türkiye öncülüğünde olacağına inanıyordu.[11]

Mûsâ Cârullah’ın birçok makale, şerh ve tercüme yanında basılmış kırk yedi, eserleri tespit edilebilmiştir. Onlardan bazıları şunlardır: Rahmet-i İlâhiyye Bürhanları Orenburg, 1911. Uzun Günlerde Rûze Kazan, 1911. Büyük Mevzularda Ufak Fikirler Petersburg, 1914. Şeriat Esasları Petersburg, 1917. Hâtun Berlin 1933.

KAYNAKÇA

Ahmet Kanlıdere “Mûsâ Cârullah” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 31, Ankara, 2006.

Ahmet Kanlıdere, Kadimle Cedit Arasında, Musa Carullah, Hayatı-Eserleri-Fikirleri, Dergâh Yayınları, (1. Baskı) İstanbul, 2005.

Mehmet Görmez, Musa Carullah Bigiyef, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1994.

Mustafa Akman, Musa Carullah Bigiyef’i Okumaya Giriş, Çıra Yayınları, İstanbul, 2007.

Mustafa Şentürk, “Musa Carullah’ın Eğitim Üzerine Düşünceleri: Tarihu’l Kuran ve’l MesahifAdlı Eseri Bağlamında” Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, (TEAD) 48 Erzurum, 2012.


[1] Geniş bilgi için bkz. Ahmet Kanlıdere, Kadimle Cedit Arasında, Musa Carullah, Hayatı-Eserleri- Fikirleri s. 119-134 (Bu arada geride bıraktığı oğlu Ahmet, Sovyet Rusya’da uçak mühendisi olur. II. Dünya Savaşı’nda dramatik bir biçimde babasını bulmak için kendi kullandığı uçakla Almanlara sığınır, baba oğul mektuplaşsalar, fakat görüşmelerine şartlar müsaade etmez. Bkz. http://www.dunyabizim.com/portre/22569/rusya-muslumanlarinin-etkili-limi-musa-carullah.)

[2] Don ve Kuban ırmakları arasındaki alanda Astrahan yöresinde varlığını sürdüren Türk dillerinden Nogayca’yı konuşan bir Türk boyu.

[3] Ahmet Kanlıdere, Kadimle Cedit Arasında, Musa Carullah, Hayatı-Eserleri- Fikirleri, s. 23.

[4] Bkz. Ahmet Kanlıdere, Kadimle Cedit Arasında, Musa Carullah, Hayatı-Eserleri- Fikirleri, s. 24-25; Mehmet Görmez, Musa Carullah Bigiyef, s. 18-19.

[5] Mustafa Akman, Musa Carullah Bigiyef’i Okumaya Giriş, s. 11-12; Ahmet Kanlıdere  “Mûsâ Cârullah” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 31,  s. 214. Ayrıca bkz. Ahmet Kanlıdere, Kadimle Cedit Arasında, Musa Carullah, Hayatı-Eserleri- Fikirleri, s. 30-31.

[6] Geniş bilgi için bkz. Ahmet Kanlıdere, Kadimle Cedit Arasında, Musa Carullah, Hayatı-Eserleri- Fikirleri, s. 35-36.

[7] “Medreselerin en güzeli ya çarşı helası yahut merkep ahırı olarak kullanılıyor.” Bkz. Ahmet Kanlıdere, Kadimle Cedit Arasında, Musa Carullah, Hayatı-Eserleri- Fikirleri s. 103.

[8] Ahmet Kanlıdere “Mûsâ Cârullah” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 31, s. 214.

[9] Ahmet Kanlıdere “Mûsâ Cârullah” Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C 31, s. 215.

[10] Mustafa Şentürk, “Musa Carullah’ın Eğitim Üzerine Düşünceleri: Tarihu’l Kuran ve’l Mesahif” Adlı Eseri Bağlamında” Atatürk Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, s. 258.

[11] Mustafa Akman age, s. 15