Ana Sayfa DERKENAR TAKVİM 6 Ağustos 1945, Boraltan Köprüsü Faciası

6 Ağustos 1945, Boraltan Köprüsü Faciası

Boraltan Köprüsü Olayı, Türkiye’ye sığınan 195 Azerbaycan kökenli Sovyet askerinin 1945 yılında mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde Sovyetler Birliği’ne iadesi sonrası yaşanan insanlık dramıdır.

Millî tarihin üzücü ve utanç verici sayfalarından birisidir Boraltan Köprüsü faciası…

Olay hakkında araştırması bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İsmail Köse, olayın yaşandığı 1945 yılında, Cenevre Sözleşmesi’nin henüz imzalanmadığını, uygulanan teamül hukukuna göre “savaşa dahil olmayan tarafsız devletlerin kendilerine sığınan savaşan devlet askerlerinin silahlarını alarak enterne ettiklerini ve bir kampa yerleştirerek, beslenmelerini sağlayıp, zarar görmelerini engellediğini” dile getiriyor. “Aynı zamanda o askerlerin gidip diğer ülkeler aleyhine casusluk yapmasını ve savaşmasını engellerler. Savaş bittiğinde bu askerler isterlerse ülkelerine iade edilir, istemezlerse edilmezler. Genel teamül hukukunda kural bu şekildeydi. Türkiye’ye de çokça, Yunanistan’dan, Arap coğrafyasından ve Ruslarla savaşmakta olan Azerbaycan ve Orta Asya’dan Müslüman asker ve subaylar, firar ederek sığındı.” Türkiye’ye sığınan askerler için o dönemde Türkiye’nin çeşitli yerlerinde kamplar kurulduğunu ifade eden Köse, “Bu rakam, benim erişebildiğim devlet arşivi belgelerinde net değildi fakat 247’ye yakın. Ülkenin değişik yerlerinde, Adana, Yozgat ve Ankara gibi merkez illerde subaylar için mülteci kampları kurulduğunu biliyoruz. Buralarda enterne edilmişlerdir.”

Köse, 1945’te Sovyetler Birliği’nin başında bulunan Josef Stalin’in, Ankara’daki büyükelçisi aracılığıyla Türkiye’ye sığınan askerlerin iadesini talep ettiğini söyledi. İsmail Köse, 1943’ten itibaren Türk boğazlarıyla alakalı üs ve güvenliği birlikte sağlamak konusunda ısrarcı olan Sovyetler Birliği’nin 1945 yılında Alman ordularını yenmiş, galip bir ülke olarak Türkiye üzerinde baskılarını artırmaya başladığını kaydetti. Türkiye’nin 1945 yılı başından itibaren Sovyetler Birliği’nden güçlü bir şekilde tehdit algıladığını belirten Köse, “Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü büyük olasılıkla Sovyetler Birliği’nden, Stalin’den gelen tepkiyi yatıştırabilmek amacıyla Sovyetlerden Türkiye’ye sığınmış olan subaylardan oluşan mültecilerin bir kısmını iade etmeyi kabul etti. Bu sadece İsmet Paşa’nın kararı değildir, Bakanlar Kurulu kararıyla verilmiş bir karardır.” ifadesini kullandı.

Tarihçi Hakkı Uyar, bu olayın “İnönü ve CHP düşmanlığı yapmak için bir araç olarak kullanıldığını”ifade edip şöyle devam ediyor: “Sonuç olarak iade edilenlerin öldürülmeleri, son derece üzücüdür. Ancak dönemin koşullarının kısıtlayıcılığı ortadadır. Yaşananlar, eleştirilmeyi elbette hak etmektedir. Ortaya sürülecek hiçbir gerekçe yaşanan dramın büyüklüğü ortadan kaldırmayacaktır. Bununla birlikte ilginç bir şekilde eleştirilenin CHP ve özellikle de İnönü olması -milliyetçiliği ile ünlü dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’nun adının hiç anılmaması-, dikkat çekicidir”. 

Türkiye Sovyetler’den mütekabiliyet esasına dayanarak Sovyet topraklarına iltica etmiş olan solcu subaylarını istemişti.

Sığınmacı askerler, kaçma ihtimallerine karşı kapalı vagonlarla, pencereleri telle ya da demir ile kapatılmış vagonlarla Erzurum’a, Erzurum’dan da Kars’a, buradan da Kalkankale’ye yani sınır kapısına sevk edildiler. Aras Nehri üzerinde bulunan Boraltan Köprüsü (Serdarabat Köprüsü)’nden savaş hukukuna aykırı bir şekilde Sovyetler Birliği’ne iade edildiler. 6 Ağustos 1945 tarihinde Sovyetler Birliği iade edilen 193 kişiyi kurşuna dizerek katletti.

Sovyetler ise iade etme verdiği solcu subayları, askerlerin izlerinin bulunamadığını beyan edip geri vermeyince, Türkiye sığınan askerlerden kalanının iadesini durdurdu. Ayrıca Türkiye, iltica edenlerden Türk kökenli olanların Türkiye vatandaşlığına alınması esasını kabul etti.

Olay 1950’li yıllarda gündeme getirildi. Özellikle Demokrat Parti iktidara geldikten sonra Mecliste çokça bu konuyla alakalı tartışmalar yaşandı.

“Türk tarihinde böyle bir iade vakası mevcut değil, belki de ilk”

Boraltan Köprüsü faciasının Türk tarihinde başka bir örneğinin olmadığının altını çizen Köse, “Tarihimizdeki sansasyonel ve acı bir konu.” dedi.

“Türk tarihinde mültecilerin bu şekilde iade edildiği başka bir örnek yoktur.” diyen Köse, şunları söyledi:

“Osmanlı döneminde, 1850’li yıllarda Macarlar ve Polonyalılar, Rusya’ya karşı ayaklandıklarında Osmanlı Devleti’ne sığınmışlar. Bunlardan bir tanesi de Lajos Kossuth’tur ve Osmanlı Devleti bunları iade etmeyi reddetmiştir. Rusya Çarlığı o dönemde Osmanlı Devleti’ni savaşla tehdit etmiş, buna karşı Osmanlı bunu namus meselesi yapmış ve iade etmemiştir. Türk tarihinde böyle bir iade vakası mevcut değil, belki de ilk, belki de o dönemin şartlarının zorlaması, hesap hatası, ne denilebilirse ama keşke yaşanmasaydı diyebileceğimiz bir olay.”

Bu olaydan dolayı derin bir üzüntüye kapılan Azerbaycan’ın millî şairi Almas Yıldırım, “Dönek Kardeş” adlı şiirinde inkisârını şöyle dile getiriyor:

“Türk denince özü, sözü mert olur,
Dost deyince ayrılmaz bir fert olur,
Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,
Şimden geru bu bana bir dert olur.
Ben ne diyem bu vefasız dağlara,
Öz kardaşı dönek olan ağlara!”

Şair Murat Ümit Darga ise bu hazin hikâyeyi şöyle şiirleştirmiştir:

BORALTAN KÖPRÜSÜBoraltan bir köprü, 
Aşar geçer Aras’ı,
Yuğsan Aras suyuyla, 
Çıkmaz yüzün karası.

Düşman bekler karşıda, 
Önüne kattı beni,
Can alınan çarşıda, 
Kardeşim sattı beni.

Dönüp seslendim geri, 
Merhametsiz birine,
Beni siz vursaydınız, 
Şu gavurun yerine.