Ana Sayfa DERİN BAKIŞ İLM-İ HAL Veyl O Namaz Kılanlara

Veyl O Namaz Kılanlara

Kardeşim,

Benden namazı soruyorsun. “Namaz kılmakta zorlanıyorum. Huzur ve sükun bulamıyorum. Ruhumda bezginlik ve bıkkınlık oluyor. Namazdan tad alamıyorum” diyorsun.

Bu konuda hiç de yalnız değilsin!

Sen durumunun farkına varmışsın, itiraf ediyor, çözüm arıyorsun. Hayra alamet!

Ekseriyet ise uykuda!

Ama bu seni teselli etmesin! Çünkü, sen kendi namazından sorumlusun.

Namaz hakkında soru sorman iyi bir başlangıç!

Namaz, imandan sonraki en büyük hakikattır. Allah ile kul arasındaki en yüksek münasebettir. Bütün ibadetlerin özü, esası ve temelidir. İçinde bütün ibadetler vardır namazın.

Nasıl mı?

Bedenini, ruhunu ve zamanını veriyorsun, işte sana zekat. Kılarken yemiyor, içmiyorsun, işte oruç. Kabe’ye yöneliyorsun, yani hayalen hac yapıyorsun. Ayetler okuyorsun, dualar ediyorsun, okuduklarının anlamını düşünüyorsun, Rabbini zikrediyorsun… Bunların hepsi birer ibadet biçimi ve namaz tümünü kapsıyor.

Bir rivayete göre sayısız melekler, kimi kıyamda, kimi rükuda, kimi secdede devamlı ibadet ederler. Namaz kılmakla meleklerin bütün ibadet nevilerini temsil ediyorsun.

Namazın sureti bile çok anlamlıdır. Ayakta dururken ağaçların, rükudayken hayvanların ve secdedeyken cansızların fıtri ibadetlerini yapıyor gibisin. Onların üstünde bir makamın olduğunu, bütün varlıklar namına Allah’a muhatap bulunduğunu ortaya koyuyorsun.

“Namaz dinin direğidir” buyurulmuş hadiste. Öneminden dolayı günde beş kez kılınır. Günahlara kefarettir. Gerçi tad almak için namaz kılınmaz, ama namazda manevi bir tad da yok değildir. O istenilmez, ilahi bir nimet olarak zamanla verilir. Namaz şifadır. Ruha huzur, bedene sükunet getirir. Kalbi yatıştırır. İnsanı kötülüklerden alıkoyar. Hususi alemine nurlar saçar.

Peki, sende niçin böyle olmuyor?

Usûlüne uygun namaz kılmıyorsun da ondan!

Namaz dikkat ister. Gereken özeni göstermezsen resmi bir talime döner. Beklenen faydaları vermez. Kişi, namaz kılmayan biri gibi olur. Kabahati namazda değil kendinde aramalı. İtidal üzere, hakkını vererek namaz kılmalısın. Aksi halde onu zayi etmiş olursun!

“Veyl o namaz kılanlara ki, namazlarında yanılmaktadırlar. Onlar riya yaparlar ve yardımlık vermezler!”

Maun suresinin bir ayeti bu. “Yazıklar olsun onlara!” diyor.

“Kime?”

“O namaz kılanlara!”

“Niçin?”

“Çünkü namazlarında yanılmaktadırlar!..”

Namazdan etkilenmiyorlar, bencillik ediyorlar, başkalarını düşünmüyorlar, ibadetleri hayatlarına sinmiyor, kimselere faydaları yok, ne kendilerine, ne de öbür insanlara. Ne namazları namaz, ne de dinleri din! Bir görüntü, bir suret, bir gölge, o kadar. Dini de yalanlıyorlar, halleri dillerini reddediyor, söylüyorlar ama yapmıyorlar, yapsalar da şekilde kalıyor, namazla onu bunu aldatıyor, kendileri de aldanıyorlar! Veyl onlara!

Nasıl kurtulur insan bu şiddetli hitaptan?

Namazın hakkını vererek!

Evvela, kim için namaz kıldığını bilmelisin. Bu da marifetullah ile olur, yani Allah’ı tanımakla. İman hakikatlarını, bilhassa Allah’a iman hakikatını anlatan eserleri oku. Keza, bu alemi ve içindekileri inceleyerek de Allah’ı tanımalısın. Bu yolla sen de bir meleke hasıl olur, Rabbini her yerde hazır ve nazır olarak hissedersin. Onun huzuruna varmak istersin. O huzuru özlersin, ararsın, bulunca sevinirsin.

Şu halde namaz için birinci temel, Allah’ı tanımaktır. İmanın ve marifetin nisbetinde namazının kalitesi yükselir.

İkinci esas, namazı “tam namaz” eden hususları bilmektir. Bu da Peygamber Efendimizin nasıl namaz kıldığını bilmek demektir. O, her hususta rehberimizdir. Mükemmel ve tam namaz, onun namazıdır.

Üçüncüsü, dini namazdan ibaret sanmayıp, hayatın her anında müslümanca yaşamaktır. Gafletli haller, günahlar, aldatmalar, hileler, yararsız sohbetler kalbi katılaştırır, ruhu karartır. İki namaz arasında ruhunu temiz tutmalı, kirletmemelisin.

Hem şeytana, hem de Allah’a aynı samimiyet ve itina ile kulluk edemezsin!

Bunlar yerli yerinde olursa namaz için uygun vasat oluşur.

Tam namaz nedir, nasıldır?

Önce nicelik ve nitelik yönünden inceleyelim onu. Konumuz her gün kılınan namazlar olsun.

Günlük farz namaz toplam “on yedi” rekattır. Kurân’da emredilen namazlar bunlardır. Allah’ın emridirler, yerine getirmeye mecbur ve mükellefsin. İkamesinde büyük mükafat ve terkinde azap vardır. Mühim bir engelden dolayı kılamazsan kaza edersin. Kaza namazı bütün nafilelerden daha önemlidir. Farzdan sonra öncelik kılınmayan farzların kazasınındır.

Beş vakitte kılınan farz namazın ehemmiyeti çok büyüktür. Hiçbir ibadet bunlarla kıyaslanamaz. Ne hac, ne zekat, ne de oruç onun yerini tutabilir.

Sünnet ve nafile namazların da farzın yanında kıymeti azdır. Bin nafile namaz bir sünnet namazı tartamaz. Keza, bir farz namaz da bin sünnet namazdan daha önemlidir. Aynı oran, farzın içindeki bir tesbihin sevabıyla, aynı tesbihin namaz dışındaki sevabı arasında da vardır. Farzın içine giren her şey farzın derecesinden bir nasip alır.

Ancak bu konuda bir galat göze çarpıyor. İlmihal kitaplarında âdet olmuş, nafileyi  ve sünneti farza karıştırıp, öyle koyuyorlar önümüze. Mesela, “Yatsı namazı kaç rekattır?” diye sorarsan, “on üç rekattır” derler. Oysa bu cevap hakikati tam yansıtmıyor.

Yatsı namazı “dört” rekattır!

Öbür vakit namazlarını buna kıyas et!

Bugün “sünnet” diye isimlendirdiğimiz, ama esasen birer “nafile” namaz olan namazları farzın hemen yanı başında gösteriyorlar.

Peki bunun ne zararı var?

Çok, hem de pek çok zararı var!

Birincisi, namaz altından kalkılamaz ağır bir yük gibi görünüyor. İkincisi, dinî hükümlerdeki rütbeler yerle bir oluyor. Nafile, farzın tahtına oturuyor. Çok görünmesi sebebiyle farzın kılınmasına engel oluyor. Üçüncüsü, farzı özenle kılmak için ayrılması gereken süre nafileler sebebiyle azalıyor. Farz namaz acele kılınıyor. Farza özen gösterilmez oluyor. Namazdan beklenen fayda elde edilemiyor. Diyelim ki, yatsı namazının farzı için “on üç” dakika ayrılmışsa bu süreyi nafilelere de paylaştırmaktan dolayı farza sadece dört dakika kalıyor. Kısa zamanda, nefes nefese kılınan namazın da “tam namaz” olması mümkün değil.

Dört rekatlı olan yatsı namazı itidal ile, yani sünnete uygun biçimde kılınırsa “on iki dakika” sürüyor. Bunu bizzat denedim ve hesapladım. Fatiha’dan sonra kısa namaz surelerini okudum. Uzun sûre okusam süre daha da uzayacaktı. Bu hesaba göre, “bir rekat” için ortalama “üç dakika” lazım. On yedi rekat farzın günlük toplam süresi yaklaşık “elli dakika” tutar.  İkişerden on dakika da abdeste harcarsak toplam bir saat eder. Ancak, tam namazı kılmaya yeni başlayan birine her rekat için üç dakika çok gelebilir. Sen her rekat için “iki” dakika harca, daha sonra süreyi uzatır “üç” yaparsın.

Her rekat için ortalama en az iki dakika!

İşte sana şaşmaz ölçü!

Camilerde de namazlar hızlı kılınıyor. Vakit dar, imam sabırsız, cemaat tahammülsüz! Böyle görmüş, öyle alışmışlar.

Esasen cami ve mescitlerde sadece farz namaz kılınır. Öbür namazların evde kılınması efdaldir. Peygamber Efendimiz zamanında mescitte sadece farz namaz kılınırdı. Nafileyi camide kılma adeti sonra başladı. Bunu tertip ve tavsiye edenlerin kötü niyetli olduklarını sanmıyorum. İnsanlar evde nafile kılmazlar diye düşünmüş olmalılar. Ne yazık ki, bu tedbir, farzın da terkine sebep olabiliyor!

Sözün kısası, itina ile kılınması gereken günlük namazın miktarı on yedi rekattır. Günlük süresi abdestle birlikte ortalama bir saattir. Farz dışında kalan namaz çoktur. Dileyen gücü oranında kılar, sevabını alır.

Şimdi “tam namaz”ın inceliklerine geldik. Bunların hepsi mühimdir, ihmal edilmemeli. Ayrıntıdır deyip geçmemek lazım. Biri bile ihmale uğrarsa namaz zedelenir. Böyle namaz kılmak özel bir çaba ister. Kolay değildir. Sabır ve sebatla devam edersen zamanla meleke kazanırsın. Tam namaza alışmak zaman alır.

 Burada namazla ilgili bazı önemli noktaları özetleyeceğim. Her ilmihalde kolayca bulabileceğin detayları anlatmayacağım.

İlki “vakit” meselesidir. Düşün, o namazı niçin bu vakitte kılıyorsun? Her namaz vakti mühim değişimlerin başlangıcıdır. Nice nimetleri hatırlatır. Mesela, sabahın vakti hem ana rahmini, hem bahar başlangıcını, hem altı devrede yaratılan şu alemin ilk devresini hatırlatan bir zamandır. Öbür namaz vakitlerinin de nice hikmetleri vardır. Bunları nurani eserlerden öğrenebilirsin.

Önemli bir engel yoksa, namazı ezandan hemen sonra kılmak gerek. Geçe bırakılırsa bir gevşeklik oluşur. İşitebiliyorsan ezanı dikkatle dinle ve kelimelerini tekrar et. Bu seni ruhen namaza hazırlar. Ezanda imanın ve İslamın özü vardır. Böylece imanını tazeler, görevini hatırlar, dini yaşamak için yeni bir istek duyarsın.

Detaylarına dikkat ederek güzel bir abdest alırsın. İstibra konusunda azami titizlik göster. Aksi halde abdestin de, namazın da mahvolur. Abdeste başlayınca her uzvunu üç kere güzelce yıka. Ağzına bol su ver ve iyice çalkala.

Burnuna da bolca su ver ve iyice çek, genzin acısın. Boynunu tam meshet. Ayak parmaklarının arasını ıslat. Göz çukurlarını oğuştur, suyun tam temas etmesini sağla.  Suyu israf etmeksizin bolca kullan.

Her namazda abdest almanın fazileti ve faydası çoktur. Bedeni rahatlatır ve sinirleri yatıştırır. Alırken şehadet kelimesini tekrar et. Bir de istiğfar ile manen de temizlen.

(Devam edecek)

Ömer Sevinçgül

(Zafer, sayı: 265, Ocak 1999)