“İhtiyarlığa girdiğim zaman; bir gün güz mevsiminde, ikindi vaktinde, yüksek bir dağda dünyaya baktım. Birden gayet rikkatli ve hazîn ve bir cihette karanlıklı bir halet bana geldi. Gördüm ki ben ihtiyarlandım, gündüz de ihtiyarlanmış, sene de ihtiyarlanmış, dünya da ihtiyarlanmış. Bu ihtiyarlıklar içinde dünyadan firak ve sevdiklerimden iftirak zamanı yakınlaştığından, ihtiyarlık beni ziyade sarstı.
Birden rahmet-i İlahiye öyle bir surette inkişaf etti ki o rikkatli hüzün ve firakı, kuvvetli bir rica ve parlak bir teselli nuruna çevirdi. Evet, ey benim gibi ihtiyarlar! Kur’an-ı Hakîm’de yüz yerde “Er-Rahmânu’r-Rahîm” sıfatlarıyla kendini bizlere takdim eden ve daima zeminin yüzünde merhamet isteyen zîhayatların imdadına rahmetini gönderen ve gaybdan her sene baharı hadsiz nimet ve hediyeleriyle doldurup rızka muhtaç bizlere yetiştiren ve zaaf ve acz derecesi nisbetinde rahmetinin cilvesini ziyade gösteren bir Hâlık-ı Rahîm’imizin rahmeti, bu ihtiyarlığımızda en büyük bir rica ve en kuvvetli bir ziyadır.
Bu rahmeti bulmak, iman ile o Rahman’a intisap etmek ve ferâizi kılmakla ona itaat etmektir.”
(Yirmi Altıncı Lem’a, İkinci Rica)
rikkatli: acıklı
hazîn: hüzün veren, acıklı
cihet: taraf, yön
hâlet: hâl, durum
firak: ayrılık
iftirak: ayrılma
ziyade: çok
rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti
suret: biçim, şekil
rica: ümit
Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
er-Rahmânü’r-Rahîm: bütün varlıklara olduğu gibi tek tek her bir varlığa şefkat gösteren sonsuz rahmet sahibi Allah
takdim etmek: sunmak
zemin: yer
merhamet: şefkat, acıma
zîhayat: canlı
rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet
gayb: görünmeyen âlemler
hadsiz: sınırsız, sayısız
nimet: iyilik, lütuf, ihsan
rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
zaaf: zayıflık
acz: güçsüzlük
nisbetinde: ölçüsünde
cilve: görünme, yansıma
Hâlık-ı Rahîm: sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan ve herşeyi yaratan Allah
ziya: ışık
Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah
intisap etmek: bağlanmak, mensup olmak
ferâiz: farzlar, Allah’ın kesin emirleri
itaat etmek: emre uymak, boyun eğmek






























